Kültürel Yıkımın Küresel Rantı: AVM

Ana Sayfa » Manşet » Kültürel Yıkımın Küresel Rantı: AVM
Paylaş
Tarih : 27 Ağustos 2018 - 1:53

Kapısından girildiği ilk andan itibaren insan beynini etkileyen, sokakta uygun fiyatlara içebileceği bir fincan kahve veya Rize siyah çayını fahiş fiyatlara tükettiren ve bunu yaparken de insana kendisini mutlu hissettiren yapıdır AVM.

Birçok esnafa kepenk kapattıran, iflasları arttıran, sokak alışverişi ve gezi kültürünü temellerinden değiştiren, sıcak, soğuk, rüzgârlı ve yağmurlu havalarda daha çok rağbet gören, çocukluğumuzdaki bayram alışverişi anılarını bu günlerde bir daha göremeyişimizin asıl kahramanıdır, alışveriş merkezleri.

AVM çok değiştirdi bizleri… Tüketim çılgını, yapay zengin, sonradan görme, savurgan, dört duvar arasında yaşamayı seven gönüllü mahpus, yerli malı ve yerli üretimi umursamayan ve desteklemeyen, yabancı marka tutkunu bir toplum haline dönüştürdü AVM bizleri.

Kapitalizmin yaratmak istediği insan ve toplum modelini yaratan sistemin adıdır alışveriş merkezleri.

Kapitalizm; düşünmeden tüketen, tükettikçe borçlanan, borçlandıkça daha çok çalışan, yetinmedikçe banka kredisi çeken, borçlarını ödeyebilmek için son nefesine kadar çalışan, hatta birden çok iş yapmak zorunda kalan, tatilde bile ek işlerde çalışan ve tüm bunlara rağmen uslanmayan, deli gibi tüketen, tükettikçe daha çok borçlanan, borçlandıkça çırpınan, çırpındıkça dibe batan bir madde bağımlısına dönüştürdü bizleri.

İyi yaşamak için kredi kartları ve bankalara muhtaç olduğumuz algısı yaratıldı. Öyle bir pazarlama yapıldı ki hayatından memnun olan insanların sayısı hızla azaldı. Hayatımızda hep eksiklikleri görürken, elimizdekilerde yetinmeyip çok daha fazlasını ister olduk.

Kapitalizm, bu insan ve toplum modeli için dünyanın farklı bölgelerinde birçok savaş verdi. Bombaların ve silahların patladığı, iç çatışma ve savaşların yaşandığı, yönetimlerin devrilip ipleri emperyalistlerin elinde olan kuklaların atandığı, çok uluslu şirketlerin serbest ticaret, gümrük birliği, ortak pazar gibi nice karmaşık politik masa oyunları ile özgür toplumları ‘süper devletlere’ bağımlı, ülkelerini ise çağdaş sömürge devletler haline getirdi.

Ancak, yüzde elli indirimde kendinden geçen, yüzde yetmiş indirimde izdihamdan linçlere dönen tüketim çılgınlığında, kendisini bile tanıyamayan, geleneklerine ve benliğine yabancı kalan insanın, ülkesinin kapitalizmin sömürgesi haline gelmesini görmesi zaten mümkün değildi.

Yapay zekânın hızla geliştiği çağımızda ne yazık ki kapitalizm düşünmeyen, sorgulamayan, tüketmek için çalışan köleler var etti. AVM’ler Sam Amca’nın bölge karakolları haline geldi. Keşke yapay zekâ toplumun kullanımına sunulsa da başını akıllı telefondan kaldırmayan insanın aklını başına getirecek nasihatleri dinlemesini ve gerçekleri görmesini sağlasa.

Birçok kapısı olan alışveriş merkezlerinin, emekçiler dışında girişe kapalı olan kapısından gireceğimiz bu yazıda, yeni bir toplum yaratan AVM kültürünü inceleyeceğiz.

Sokak mağazalarına ve esnaflara küçümser bir yaklaşımla inşa edilmiş, genelde kapalı alanlardan oluşan, otoparkı olan, çok katlı, büyük sermaye gruplarının mağazalarını içinde barındıran lokanta, tez tadım, sinema, giyim, ayakkabı, hediyelik eşya ve eğlence alanlarını içinde barındıran, dönemsel etkinliklerin ve satış hızlandırma taktiklerinin uygulama sahası olan yapılara kısa adıyla AVM yani alışveriş merkezleri denir. Bugün dünyanın her yerinde yeni AVM’ler açılsa da, dünyanın ilk alışveriş merkezlerinden biri İstanbul’da kurulmuştur.

Bizans’tan kalma Cevahir Bedesteni üzerine 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet zamanında inşaatı başlamış olan, Kanuni Sultan Süleyman zamanında genişleyen Kapalıçarşı, İstanbul’un merkezinde Beyazıt, Nuruosmaniye ve Mercan semtlerinin ortasında yer alan dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biridir.

2007 yılında Türkiye genelinde sadece 145 alışveriş merkezi bulunurken, 2016’da bu oran yüzde 161 artarak 379’a çıktı. İnşaatı devam eden alışveriş merkezlerinin etkin olması ile bu sayı yüzde 18 daha artacak ve Türkiye’de 2018 yılı sonunda AVM sayısı 448’i bulacak.

81 ili bulunan Türkiye’nin sadece 21 ilinde AVM yok. Ancak görünen o ki onlarda çok yakında birer Truva atına kavuşacak. Türkiye’deki AVM’lerin yüzde 30’u İstanbul’da yer alıyor. İstanbul’u 33 AVM ile Ankara takip ederken, İzmir’de 21, Antalya’da 14 Muğla’da 13 AVM bulunuyor. 2023 yılında ise Türkiye’deki AVM sayısı 475’i bulacak.

Esnafa karşı cihan harbine girişen AVM’ler Türkiye’de hızla artarken dünyada birçok ülkede alışveriş merkezleri terk edilmiş veya dönüştürülmeyi bekleyen yapılar durumuna geldi. Günümüzde ABD’nin merkez kentleri dışında yer alan, bir zamanların popüler buluşma ve eğlence merkezi olan 400 alışveriş merkezi terk edilmiş metruk birer binaya dönüşmüştür. Satış yapmaya devam eden ancak her geçen gün yeni bir dükkânın kapandığı 100 alışveriş merkezi de terk edilmiş AVM’ler kervanına katılmayı bekliyor.

Emlak araştırma şirketi Green Street Advisors iki yıl önce yaptığı açıklamada, 2025 yılına kadar 160 alışveriş merkezinin kapanmak zorunda kalacağını duyurmuştu. Analistler şu sıralar yaptıkları tahminlerde 2025 yılına değin kapanacak alışveriş merkezi sayısını 400 olarak tahmin ediyor. Kısacası ABD’de alışveriş merkezleri hızla yok oluyor.

Peki, neden milyonlarca dolar yatırımın yapıldığı AVM’ler savaş artığı binalar haline geliyor?

Bunun iki etken nedeni var. Birincisi kapalı mekânlardan sıkılan insanlar, ikincisi ve en önemlisi ise, internet alışveriş portallarının sayısının ve çeşitlerinin hızla artması ve AVM veya mağazalara oranla satılan ürünlerin fiyatlarının çok daha uygun olması.

Alışveriş kültürü gelişen sanal ağ ve teknoloji ile değişime uğruyor. Bugün Türkiye’de dahi günlük alışverişler internet üzerinden yapılıyor ve siparişler müşterinin kapısına kadar getiriliyor. İşte bu kolaylık insanlara daha fazla zaman kazandırırken AVM’lerin pahalı, internet alışverişinin ise ekonomik ve zahmetsiz olduğunu yaşatarak öğretiyor. Hal böyle olunca kim bir AVM’de cüzdanını boşaltmak ister ki?

Amerikalıların yüzde 95’i düzenli olarak internetten alışveriş yapıyor. İnternet pazarı her yıl iki haneli rakamlarla büyüyor. 2016 yılında Amerikan internet pazarı 395 milyar dolar ciro yaptı. Bu, 2015’e oranla yüzde 15.6 oranında büyüme anlamına geliyor. Türkiye genelinde ise her 10 kişiden biri internetten alışveriş yapıyor. Türkiye çevirimiçi alışveriş pazarında genelde giyim, ayakkabı, aksesuar, yemek ve elektronik ürünler satın alıyor.

Türkiye’de AVM’siz yerleşim yeri kalmasın diye bir gizli bir kampanya var sanki. Küresel araştırmalar yapmadan her köşe başına bir AVM açan sermaye, ya internet alışverişinin artması ile müşterilerini hızla kaybedecek ya da halkta esnaf dostu bir algı oluşacak ve AVM’lere karşı bir tepki oluşacak.

AVM’ler içinde yüzde 5’lik bir alan yasayla esnaflara ayrılmış olsa da esnaflar AVM’de kendilerine yer bulamadı. Kiraların oldukça yüksek olması ve büyük mağazalarla rekabet edebilme kaygısı nedeniyle Türkiye esnafının AVM’deki payı yüzde 1’in altında kaldı.

Bunlar AVM’lerin ekonomik boyutu, bir de insani durumu var. Alışveriş merkezlerinde emekçiler günde 8 saat ile 12 saat arasında çalışıyor. Birçoğu borçlarından dolayı gönüllü olarak mesaiye kalıyor. Gün ışığı göremiyor, gün batımı manzarasını reklam panolarında görüyor, molalarında ise dinlenemiyor. Genelde AVM çalışanlarının molası ilk lokma ile son lokma arasında ortalama 15 dakika.

Mağazada yoğunluk mu var? Molasız, aç susuz ve sıkışmış bir şekilde çalışmaya hazır olun…

AVM’ler bayramlarda daha yoğun olan mekânlar. Aileleri, çocukları, eşleri ve arkadaşları ile vakit geçirip eğlenen müşterilere hizmet etmek, bir AVM çalışanının en önemli görevidir. AVM emekçisinin çocuğu ve ailesi mi? Bu kimin umurunda ki?

Türkiye’de AVM’ler sabah 10 ile akşam 22 saatleri arasında ve haftanın her günü çalışıyor. Ancak AVM’lerde çalışma saatleri daha erken saatlerde başlıyor ve daha geç bitiyor. Sanırım öyle ki kıyamet koparsa ve siz işe geç kalırsanız neden işe geç kaldın diye azar işitebilirsiniz. Azarlanmaya hazır olun çünkü asgari ücrete mahkûm olmak demek; köle olmak, ezilmek, azarlanmak, sosyal hakların eksik ödenmesi veya hiç verilmemesi, çok çalıştırılmak ve yıpratılmak demek…

Change.org sitesinde ‘AVM Çalışanlarına Özgürlük – Küçük Esnaf Kimsesiz Kalmasın’ başlıklı bir imza kampanyası var. İmza kampanyası esnafların haklarının korunmasını, AVM çalışanlarına Firavun’un köleleri gibi davranılmamasını, bayramlarda AVM’lerin kapalı olmasını, aile bağlarının güçlenmesini ve gelişmekte olan neslin sağlıklı yiyeceklere yönlendirilmesini talep ediyor. Kampanyaya bugüne kadar 12.556 imza atılmış. Öyle düşünüyorum ki pek duyulmamış, eğer kampanya duyurulursa tüm AVM çalışanlarının ve esnafların destek vermesi kaçınılmaz. Ama patronlar ve sermaye sahibi egemenler tarafından yönetilen bir ülkede pek de önemseneceğini düşünmüyorum.

Avrupa’da milli ve dini bayramlar ile Pazar günleri tam gün, Cumartesi günleri ise yarım gün AVM’ler, sokak, cadde mağazaları kapalıdır. Bu zorunlu bir tatil, eğer tatil günleri mağazanızı çalıştırmak istiyorsanız örneğin Almanya’da daha fazla vergi ödemeniz gerekiyor. Almanya’da Pazar günü açık olan bir fırın satmış olduğu ürünlerin fiyatlarına günlük zam yaparak satış yapıyor. Çünkü tatil günü dükkânını açtığı için o gün daha yüksek vergi ödemesi gerekiyor. Almanya’da Pazar günü, milli ve dini bayramlarda gece yarısından başlayarak akşam saat 10’a kadar ağır vasıta sürmek ve gürültü yapmak da yasak. Çünkü bu günler, dinlenme günleri ve emekçilerin huzurlu bir gün geçirmesi sağlanmalı. İlginç bulduğunuzu biliyorum ama bu Türkiye için bir ütopya değil.

Türkiye’den, Amerika’dan ve Avrupa’dan örnekler vermeye devam etmek istiyorum.

ABD’de 17.500 müze var. 6501 müze ile Almanya Avrupa’nın en çok müzesine sahip olan ülkesi. Türkiye’de ise sadece 295 müze yer alıyor. İnsanımız ülkeler arası birçok kıyaslamayı nüfus üzerinden yapıyor. O halde dikkate almak gerekir ki, Türkiye ile Almanya’nın nüfusları neredeyse birbirine denk.

Peki, Türkiye’de kaç tane alışveriş merkezi var? Bu yılın sonunda 448 adet olacak. 10.000 m²’nin üzerindeki satış alanlarına göre Almanya’da 198 alışveriş merkezi var. Ancak Türkiye’ye göre önemli bir fark var. Türkiye merkezi yönetim ile yönetilen bir ülke ama Almanya 16 farklı eyaletin birleşmesiyle oluşan olan bir ülke. Her eyaletin kendi başbakanı ve meclisi bulunmakla birlikte her eyaletin birbirinden farklı kanunları var. Yani bir nevi Almanya için 16 farklı ülkeyi içinde barındıran bir ülke diyebiliriz.

Biraz daha kıyas yapmak istiyorum çünkü AVM’ler ve tüketim kültürü önemsiz bir konu değil. Aksine bir milletin geleceğini belirleyecek kadar önemli.

Uluslararası Kütüphane Dernekleri Federasyonunun (IFLA) yayımladığı “Dünya Kütüphane Haritası”na göre, 2016 itibarıyla Avrupa Birliği ülkelerinde yaklaşık 6 bin 300 kişiye, Türkiye’de ise 70 bin kişiye bir halk kütüphanesi düşüyor. Almanya’nın birçok farklı eyaletindeki köylerde neredeyse bir kütüphane var. Ve birçok köy içerisinde çeşitli müzelerde yer alıyor. 2015 verilerine göre Almanya’da 7877 adet kütüphane var. Ancak köylerdeki kütüphaneler de sayıya eklenince ülkedeki kütüphane sayısı on binleri bulabiliyor.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2017 yılı verilerine göre, bir kişinin kitap okumaya ayırdığı ortalama günlük süre yalnızca bir dakika. Türkiye bir günde ortalama 6 saatini televizyon izlemeye ayırırken internette ise yaklaşık 3 saat geçiriyor. Ancak internet oranları çocuk, ergen ve gençlerde daha da yüksek sürelere ulaşıyor. Türkiye’de düzenli kitap okuyanların oranı neredeyse binde bir. Bu oran, en fazla kitap okuyan ülkelerin başında gelen İngiltere ve Fransa’da yüzde 21, Japonya’da yüzde 14, ABD’de yüzde 12 civarında. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) verilerine göre Türkiye, kitap okuma oranında dünyada 86’ncı sırada, yoksul Afrika ülkeleriyle aynı kategoride. Türkiye’de kitap, ihtiyaç listesinin 235’inci sırasında yer alıyor. Türkiye, çocuklara kitap hediye etme sıralamasında ise 180 ülke arasında 140’ıncı sırada yer alıyor.

AVM’ler içerisinde sinemalar olsa da sinema sayısı Türkiye’de olması gerektiği kadar değil. Bunda pek çok tarihi sinemanın kapanması, sinema sektörünün gerçek anlamda desteklenmemesi de önemli bir etken. Kültür bakanlığının destek olduğu birçok film ise desteğin ne kadar da yanlış yerlere harcandığını gözler önüne seriyor. Ancak sinemaseverleri aptal yerine koyan yapımcılara karşın Cem Yılmaz’ın özellikle son filmi Arif v 216 Türk sineması için gurur duyulacak modern sinema örneklerinin başında geliyor.

Fransa 5500 adet sinema salonu ile Avrupa’nın lideri. Onu 4950 sinema salonu ile Almanya takip ediyor. Türkiye’de ise 1951 sinema salonu var ve itiraf etmek gerekirse eğer AVM’ler olmasaydı bu rakam ortalama bin civarında olacaktı. 2016 yılı verilerine göre Türkiye’de sadece 74 ilde sinema salonu var. Ardahan, Bayburt, Gümüşhane, Hakkâri, Iğdır, Sinop ve Şırnak’ta sinema bulunmuyor. Türkiye’de sadece 21 ilde devlet tiyatrosu var. Almanya’da her eyaletin tiyatroya farklı oranlarda destekler veriyor. Ancak devletin tiyatro için ayırdığı yıllık bütçe 500 milyon Euro.

Şimdi alışveriş merkezleri ile başlayıp neden küresel kitap okuma oranları, sinema ve tiyatro izleme ve devlet destekleri ile devam ettiğimi, kültür ve sanat etkinlikleri ile AVM’ler arasında neden bir kıyaslama yaptığımı buraya kadar sabırla okuyarak merak etmiş olabilir ya da çoktan hangi mesajı vermek istediğimi anlamışsınızdır.

Türkiye ne yazık ki; borçlandıkça borçlanan ve bu nedenle daha çok çalışan, tatile, dinlenmeye vakit ayıramayan tüketim toplumunun ülkesi haline geldi. Sinema ve özellikle tiyatroya gitmeyen veya ekonomik nedenlerle gidemeyen, kitap, gazete ve dergi okumayan, müze ve ören yeri ziyareti kültürü olmayan, tüm kültürel birikimini saatlerce televizyon izleyerek ve sosyal medya ile internette gezinerek edinen bir topluma dönüştük.

Okul veya iş dışındaki tüm yaşamlarımızı, alışveriş merkezlerinde geçirerek, kazandığımız üç beş kuruşu da yapay zenginlik duygusundan türeyen mutlulukla küresel sermayenin kasasına bırakıyoruz.

Dünyanın en lezzetli yemeklerini barındıran mutfak hiç tartışmasız Anadolu Türk mutfağıdır. Tatlılarımız, böreklerimiz, kebaplarımız, sulu yemeklerimiz, dünyada nam yapmış olsa dahi Amerikan hamburgeri yemek ve ardından üzerinde Yunan mitolojisinden Siren’in olduğu bardak ile kahve içmek, bizlerin yeni ithal kültürü. Sirenler, Yunan mitolojisinde denizcileri güzellikleriyle kandırıp öldüren tehlikeli yaratıklar olarak biliniyor. Hatta birçok sinema filminin de konularından biri. Global satış yelpazesine sahip Washington merkezli bir şirketin simge olarak Sirenleri seçmiş olması ne kadar manidar öyle değil mi?

Sokakta içebileceğim 5 fincan kahve parasını, 1 karton bardak kahveye ödemek kimilerini çağdaş yaparken, medeniyet nice uygarlık ve kültürü içinde barındıran Anadolu’da değil de Amerikan ve Batı kültüründe aranılır oldu. Özenti girdabına kapılan halkımız dönüp bir kendine baksa; övündüğü kahramanlar gibi olmaya çalışsa, geçmişten bu güne Anadolu’nun renkleri ile bir kültür beşiğinde yetiştiğini fark etse, kısaca sadece kendisi olsa, dünya için tüm alanlarda en iyi örnek olacak ülke kesinlikle Türkiye olacaktır.

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Kemalizm’in Ayak Sesleri

Bu, başka bir tabloyu bize açıkça hissettiren küçük tablo. Bunu okumak kolay. Bir de okumayı istemediğimiz, hiç duymak istemesek de ayak sesleri

Almanya’da Yaşayan Alevilik

31 Ekim 1961 tarihinde Almanya ile Türkiye arasında imzalanan Türk İşgücü Anlaşması’nın ardından Türkiye vatandaşları Almanya’ya çalışmak

Erdoğan Almanya’ya Gidiyor Halk Meydanlara İnecek

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier’in daveti

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz