Emperyalist Müdahalenin Kronolojisi

Ana Sayfa » Analiz » Emperyalist Müdahalenin Kronolojisi
Paylaş
Tarih : 16 Mart 2018 - 11:38

15 Mart 2011, Suriye’de krizin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Bu tarihte şiddetlenen protesto gösterilerinin başlangıçta kimler tarafından, hangi taleplerle sürdürüldüğü konusunda bir belirsizlik vardı. Ülkenin güneyindeki Dera’da başlayan Suriye yönetimi karşıtı protestolar, o dönem tüm Ortadoğu coğrafyasında etkisini hissettiren ‘Arap Baharı’ dalgasının bir parçası olarak görüldü. Gösterilerin mezhepçi karakteri ve emperyalizm yanlılığıysa kısa süre sonra oldukça güçlü bir şekilde ortaya çıktı.

Emperyalist-gerici koalisyon tüm gücüyle Suriye’yi hedef alırken, Suriye halkı bu gerici saldırıya karşı yedi yıldır büyük bir direniş gösteriyor.

soL’un Suriye’ye yönelik saldırıların yedinci yılı dolayısıyla hazırladığı “Emperyalist müdahalenin kronolojisi” başlıklı interaktif habere ulaşmak için fotoğrafa tıklayınız:

‘Aleviler Tabuta, Hristiyanlar Beyrut’a
Kaliforniya Devlet Üniversitesi’nde siyaset bilimi profesörü olan Lübnan asıllı Esad Ebu Halil, Mart 2011’de ivme kazanan protestoların mezhepçi niteliğinden söz eden ilk isimler arasında yer aldı. Halil’in “The Angry Arab News Service” adında bir blog sayfası bulunuyor; Halil o dönem, blogunda “Güvendiğim bir solcu yoldaşım gönderdi. Onun izniyle fakat ismini gizli tutarak yayınlıyorum” diyerek alttaki mesajı paylaşmıştı:

“Şam ve Halep’in Hristiyan mahallesi dışında iş nedeniyle gezdiğim şehirlerin tümünde insan sanki kendini Taliban yönetimindeki Kandahar’da gibi hisseder. Özellikle de kırsal alanlarda. Esad, buradaki manzara gerçekten korkutucu. Her yer burka. Kadınlar nadiren sokakta görülüyor ve ezici çoğunluğu baştan aşağı kapalı.

Şimdi Suriye’de olanları düşünüyorum. Protestocuları desteklemeye çalıştım… Ama yapamıyorum. Bu insanlar ancak Taliban ya da bir benzerini iktidara getirirler. Suudi Arabistan bölgede üstünlüğü sağlayacak ve Suriye en iyi ihtimalle mezhepler arasında bölünecek. (Hizbullah’a silah giden rotanın kesilecek olması da cabası.)

Dün Cuma’da atılan slogan ‘Aleviler tabuta, Hıristiyanlar Beyrut’a’ şeklinde idi. Bu adamları nasıl destekleriz?

Başka bir Suriye muhalefeti daha olduğunu kabul ediyorum, ama azınlıklar. Gösterileri yönetenler Suudi tipi İslamcılar.

Söylemek istediğim şu: Suriye’de rejimin yıkılmasını istediğinden emin misin? Çünkü ben ‘isyancılara’ baktıkça bölgenin geleceği için daha fazla karamsarlığa düşüyorum. Hayatımda ilk defa bölgede yaşama kararlılığımı sorguluyorum. ”

Komplocular Mezhepçiliği Kışkırtıyor

Protestoların başlamasından yaklaşık 2 hafta sonra Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad da ilk kez kamuoyuna bir açıklamada bulundu.

Esad, konuşmasında, Suriye’nin bir komplo ile karşı karşıya olduğunu ancak bunun Suriye halkı tarafından boşa çıkarıldığını söyleyerek, daha önce karar verilmiş olan reformların gerçekleştirilmek zorunda olduğunu dile getirdi.

Esad, yaptığı konuşmada “Suriye halkının geçtiğimiz haftadan bu yana bu konuşmayı beklediğini biliyorum, ancak düşmanlarımız bizi hedef almışken, insanları rahatlatacak fakat kesinlikle gerçek bir etkisi olmayacak duygusal bir söylevden kaçınmak amacıyla, durumun eksiksiz bir resmine sahip olmayı bekledim” ifadelerini kullandı.

Suriye’de istikrarı baltalamak için düşmanların sürekli bir çaba içerisinde olduğunu belirten Esad, komplocuların ülkede kin ve nefreti kışkırtmak için mezhepçiliği güçlendirmeye çalıştıklarını öne sürdü.

“Mezhepler arası tahrike yönelik SMS mesajlarına başvurdular. Ama biz bu komployu boşa çıkarmayı başardık” şeklinde konuşan Esad, “Farklı mezhepteki insanların cep telefonlarına farklı mesajlar gönderildi. Karşımızda oldukça örgütlü bir yapı var” dedi.

Esad’ın açıklamasında birkaç gün önce de Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, Suriye’de başlayan gösterilerin ardından batı emperyalizminin bulunduğunu ifade eden bir açıklama yaptı. Chavez şöyle konuştu:

“İddialara göre barışçıl gösteriler başlıyor. Hemen ardından bazı ölüm haberleri geliyor ve Suriye lideri kendi halkını katletmekle suçlanıyor. Sonra Yankiler geliyor ve halkı kurtarmak için onların üzerine bomba yağdırmak istiyor. Bunu bir düşünün…”

O dönemde başta Dera kenti olmak üzere ülkenin çeşitli bölgelerindeki gösterilerde ölenlerin sayısının yüzü bulduğu öne sürülüyordu.

Suriye Hükümetinden Reform Sözü

Suriye Cumhurbaşkanlığı Danışmanı Buseyna Şaban, gösterilerin ilk haftasında 48 yıllık olağanüstü halin kaldırılacağını, basın özgürlüğünün genişletileceğini bildirdi. Esad ile Baas Partisi yetkililerinin gerçekleştirdiği toplantı sonucunda, ülkede sosyal ve siyasal yaşama ilişkin çeşitli adımların atılması kararı alındı.

Bu çerçevede, ülkede 48 yıldır uygulamada olan olağanüstü hal yasasının kaldırılması için çalışmalar yapılacak, yolsuzlukla mücadele için etkin mekanizmalar kullanılacak, siyasi partilere ilişkin yasada düzenleme yapılacak, gelişigüzel tutuklamalara engel olunacaktı. “Reform adımları” olarak değerlendirilen kararlar, Esad’ın danışmanı Buseyna Şaban tarafından düzenlenen bir basın toplantısında açıklandı. Şaban, ülkedeki siyasal yaşama ilişkin alınan kararlar çerçevesinde, “ülkede uygulanmakta olan olağanüstü hal yasasının kaldırılması için çalışmalar yapılacağını, ülkenin ve vatandaşların güvenliğini teminat altına alacak yeni yasalar çıkarılacağını” dile getirdi.

“Yeni bir siyasi partiler yasası hazırlanması ve basın kanununun değiştirilerek daha şeffaf ve özgür bir basın ortamının oluşturulmasına” ilişkin kararlar da alındığını belirten Şaban, “Yolsuzlukla mücadele konusunda yeni ve etkin mekanizmaların kullanılacağını ve bunun için gerekli yasaların çıkarılarak kurumların oluşturulacağını” kaydetti.

Şaban, “Yargının otoritesinin güçlendirilmesi, gelişigüzel tutuklamaların engellenmesi ve mahkemelerdeki davaların en kısa sürede karara bağlanması için çalışmalar yapılacağını” söyledi.

Suriye’de OHAL’in Kalkışı

“Reform adımları” başlığı altında alınan kararlar, ilk olarak olağanüstü hal uygulamasının kaldırılmasıyla yürürlüğe konuldu. Suriye’de 1963 yılında Hafız Esad’ın iktidara gelmesinden bu yana yürürlükte bulunan OHAL, mahkeme kararı olmadan tutuklamalara ve yargılanmaksızın cezaevinde tutulmaya olanak tanımaktaydı. Ayrıca aynı uygulama gösteri yasağı getiriyordu. Meclisin olağanüstü halin kaldırılması kararıyla birlikte devlet güvenlik mahkemeleri de reform kararları çerçevesinde feshedildi.

Suriye’de 15 Mart 2011’de başlayan protestolar, “Şeref Günü” adı verilen eylemlerde insanların Şam ve Dera gibi şehirlerde sokağa çıkmasıyla başladı. Yaklaşık 50 yıldır uygulanan olağanüstü hal yasalarının gevşetilmesini isteyen göstericilerle polis arasında çatışma çıktı, Deraa’da en az 3 kişinin öldüğü iddia edildi.

İlk büyük çaplı eylemler Mart 2011’de başlasa da bunun yaklaşık 1 ay öncesinde de Suriye’nin çeşitli bölgelerinde protestolar görüldü. Buna örnek olarak ülkenin kuzeydoğusudaki Haseke bölgesinde Hasan Ali Akle isimli bir protestocu, Tunus’ta Muhammed Buazizi gibi kendini ateşe verdi. Görgü tanıkları bu protestonun hükümet karşıtı nitelikte olduğunu ileri sürdü.

Protestolarda AKP Parmağı

Nisan 2011’de Wikileaks’in yayınladığı bir belge, ABD’nin Suriye’deki muhalif gruplara milyonlarca dolar para akıttığını ortaya koydu. Belgelere göre bunlardan birinin ismi de “Adalet ve Kalkınma Hareketi”.

Ülkedeki protestoların şiddetlenmesinde ABD’nin parmağı olduğuna dair ilk güçlü kanıt, Wikileaks’in yayınladığı ABD Dışişleri Bakanlığı belgelerinde yer aldı.

Washington Post’un haberleştirdiği belgelere göre ABD Dışişleri Bakanlığı, Suriye’deki muhalefeti gizlice destekliyordu. Muhalif gruplara ve projelerine, uydudan yayın yapan muhalif bir televizyon kanalına ABD tarafından finansman sağlanıyordu. Söz konusu uydu kanalı, Londra’dan yayın yapan Barada TV. Nisan 2009’da faaliyete başlayan Barada TV, Suriye’deki protestolarda dezenformatif bilgiler vererek, olaylarda ölen çoğu kişinin güvenlik mensupları olması gibi bilgileri görmezden gelen bir yayıncılık çizgisindeydi.

Finansmanı ABD tarafından sağlanan kanal, Londra’daki Suriyeli siyasi sürgünlerin kurduğu Adalet ve Kalkınma Hareketi’yle (ADH) ilişkiliydi. Hareketin kurucuları, eski Müslüman Kardeşler üyeleriydi. Radikal İslamcılıktan ABD yanlısı liberal, ılımlı İslamcılığa geçiş, isim benzerliği tesadüf bile olsa AKP’yle siyasi bir benzerliğe işaret ediyordu. Belgelere göre ABD, 2006 yılından itibaren bu harekete 6 milyon dolar verdi. Programın ismi, “Ortadoğu Ortaklık İnisiyatifi” idi. Paralar, her zamanki gibi bir ABD “sivil toplum örgütü”, Los Angeles’ta bulunan Demokrasi Konseyi (Democratic Council) üzerinden aktarılıyordu. Bu paralar, George W. Bush döneminde Suriyeli “muhaliflere” yollanmaya başlandı. Hatırlanacağı üzere 2003 Irak işgali döneminde ABD, bir süre Suriye’yi de işgal edip etmeme olasılığını tartışmıştı. ABD hükümetinin muhaliflere para akıtma yoluna yönelmesinin, bir askeri işgal yerine bir “renkli devrim” stratejisinde karar kılınmasının tezahürü olarak yorumlanması olası görünüyor.

ABD’li diplomatlar, Adalet ve Kalkınma Hareketi’nin faaliyetlerini çok yakından takip etti. Suriye istihbaratının ABD ile bu grup arasındaki bağlantıyı ne derecede öğrendiğinden emin olamayan ABD’li diplomatlar, 2009 Haziran’da gönderdikleri “AHD: Çatlak bir Kayık mı?” başlıklı raporda grubun Suriye’deki tabanını genişletmeye çalıştığı, fakat güvenlik konusunda tedbirli davranmadığı ve çok hassas meseleler hakkında kamuya açık konuştuğunu dile getirdiler. Raporda Suriye istihbaratının Los Angeles’taki Demokrasi Konseyi ile Londra’daki AHD arasındaki bağlantıyı açığa çıkarttığı, belki grup içine casuslarını da sızdırmış olabileceği de belirtildi.

Malih: “Suriye’yi Kaosa Sürükleyen Bacanaklar İttifakı”

Suriye’ye yönelik emperyalist müdahale konusunda en cesur açıklamalarda bulunan isimlerden biri, söz konusu süreçte hükümet karşıtı “muhalefetin” önde gelen sözcüleri arasında yer alan Heysem Melih oldu. Suriye İnsan Hakları Örgütü Eski Başkanı olan 80 yaşındaki avukat Melih, La Repubblica’da yer alan röportajında, Banyas’taki protestolara ilişkin Abdülhalim el-Haddam’ın adamlarının rolüne işaret etti.

Haddam, 1984’ten 2005’e kadar Hafız Esad’ın başkan yardımcısı idi. Hafız Esad’ın ölümünün ardından Beşar’la yıldızı barışmayan Haddam, Fransa’ya göçerek burada Suriye karşıtı faaliyetlere girişti.

Melih’in işaret ettiği bir diğer isim, Rıfat el Esad. Rıfat el-Esad, Beşar Esad’ın amcası, Hafız Esad’ın da kardeşi. Melih’e göre Rıfat el Esad’a bağlı birlikler de Tartus ile Lazkiye arasındaki kıyı şeridinde aktiftiler.

Bir diğer tanık ise, yine muhalif bir blog yazarı Ahmed Ebu El Kehir. Protestolar boyunca iki defa tutuklanan Kehir, son kez tutuklanmadan önce Facebook sayfasında yazdığı yorumda Haddam’a bağlı güçlerin ortalığı karıştırma çabalarına isyan etmiş, Banyas’la kuvvetli bağları olan Kehir’in Banyaslı arkadaşları da bu tepkiye destek vererek Haddam’cıların yaptıklarına örnekler vermişti.

Menna: “Bana Para ve Silah Teklif Ettiler”

Uzun yıllardır Paris’te sürgünde yaşayan muhalif Heysem Menna’nın itirafları ise, Suriye’ye yönelik emperyalist müdahalenin en açık kanıtlarından biri olarak ortaya çıktı.

Menna, Paris’te bir grup kişinin kendisiyle görüştüğünü, bunların arasında bulunan ve yabancı pasaport taşıyan Suriyeli bir patronun kendisine “genç göstericilere dağıtılmak üzere para ve silah vermeyi” teklif ettiğini açıkladı. Menna’nın ifadelerine göre bu Suriyeli patronun yanında iki başka Suriyeli ve Arapça yayın yapan bir kanalın muhabiri vardı.

Menna’ya gelen teklifler bununla sınırlı değildi. Menna, kendisine bundan başka iki “silahlandırma teklifi” daha geldiğini, bu gruplardan birinin “ABD yanlısı Suriyeli muhalifler” olduğunu ifade etti. Menna, üçüncü grubun ise “Suriye hükümetiyle husumetli Lübnanlı bir taraf” olduğunu söyledi, ancak isim vermedi.

Menna, sonrasında yaptığı açıklamalarda bu grup için “Suriye’ye karşı olan bir Lübnan partisinin destekçisi olan ve Lübnan’da yaşayan Suriyeliler” tanımlamasını yaptı. Menna isim vermese de, kastedilenin Hariri olduğu neredeyse kesindi.

Deralı olan Manna, kendi kasabası dışında olayların yaşandığı kasabalarda da para ve silah dağıtım teklifleri yapıldığı bilgisinin kendisine geldiğini söyledi. Menna, ayrıca buralarda dağıtılan ve mezhep ayrımcılığını kışkırtan bildirilerin kaynağının ABD olduğunu iddia etti.

Yükselen Kaosta Suudi Parmağı

Suudi Arabistan, Suriye’deki hükümet karşıtı faaliyetleri örgütleyen koalisyonun -şaşılmayacağı üzere- önemli ortaklarından biri olarak yer aldı. Suudi Arabistan’ın Suriye’yi karıştırmaya yönelik planları, 2008’de açığa çıkmıştı.

Suudi Arabistan’ın senelerce ABD Büyükelçiliği’ni yapmış olan Bender bin Sultan ile ABD’nin Lübnan Büyükelçilisi Jeffrey Feltman arasındaki görüşmede, Suriye’deki iktidarın devrilmesi için çok kapsamlı bir plan yapıldığı görüldü. Suriye’yi üç bölgeye ayıran ve her bir bölgede eğitimli işsiz gençler, suçlular, etnik bölücüler, sivil toplum kuruluşları, tüccarlar ve sermayedarlar gibi 5 ayrı kategoride 5 ayrı şebeke kurmayı öngören planın en dikkat çekici özelliği, bu taslağın Dera kentinde muhalefetin örgütlenmesiyle büyük benzerlik göstermesiydi. Beşar Esad devrilince yeni kurulacak hükümet derhal ABD, Fransa, İngiltere, Suudi Arabistan ve Mısır tarafından tanınacaktı.

Sürpriz burada; dönemin Suudi Kralı Abdullah, Refik Hariri ve Abdülhalim Haddam, bacanaklar. Kral Abdullah, Rıfat Esad’ın da bacanağı…

Suriyeli Komünistlerden Açıklama

7 Nisan 2011’de soL’a açıklamalarda bulunan Suriye’nin iki komünist partisinden biri olan Suriye Komünist Partisi (Bağdaş)’ın Dış İlişkiler Sorumlusu Hani Cibara, ülkedeki eylemlerde halkın dile getirdiği taleplerin haklı olduğunu, ancak özellikle bazı kentlerde eylemlerin emperyalistler tarafından bilinçli olarak kışkırtıldığını dile getirdi.

Müslüman Kardeşlerin Rolü

Yine Nisan 2011’de, Suriye’deki muhalif hareketin 130 bin üyesiyle en büyük Facebook grubunun yöneticisi, Müslüman Kardeşler’in İsveç yöneticisi çıktı.

O dönem “Suriye Devrimi 2011” adlı bir Facebook sayfası bulunuyordu. Sayfanın 130 binden fazla üyesi vardı ve muhalif harekete en fazla haber, propaganda materyali, video ve benzerini bu sayfa sağlıyordu.

23 Nisan 2011 Cumartesi günü öğleden sonra Suriye Devrimi 2011 Facebook sayfasında teknik bir arıza yaşandı. Sayfanın üye sayısı 138 binden birkaç yüze düşmüş, sayfadaki içeriğin çoğu silinmişti. Bu arızadan kısa süre sonra gruba bir video yüklendi. Videoda sitenin yöneticisi olan ve çok sinirli olduğu görülen kişi Facebook sayfasını hacklediklerini iddia ettiği kişilere ateş püskürüyordu. 15 dakika içinde Facebook duruma müdahale etti. Sayfanın içeriği tekrar yüklendi, üyeler geri alındı. Yönetici ise söz konusu videoyu apar topar kaldırdı, “Sayfada yaşanan sıkıntının kaynağı Facebook’un teknik bir arızasıdır” mesajı yüklendi. Bununla birlikte kimliği ifşa olan sayfa yöneticisi tanıdık biri çıktı.

Olaydan yaklaşık bi ay önce, Sham Press gazetesinde söz konusu sayfanın yöneticisiyle ilgili bir haber yapılmış, bu kişinin İsveç’teki Müslüman Kardeşler bürosu yöneticisi Fidayeddin Tarif El Seyid İsa olduğu iddia edilmişti. Bu iddia doğru çıktı. Videoda görülen kişi Fidayeddin’di. 22 Mart’ta çıkan habere göre, bir grup Suriyeli genç, Suriye Devrimi 2011 sayfasının teknik bilgilerine ulaşarak sahibinin kimliğini öğrenmişlerdi. Bu kişi, Fidayeddin Tarif El Seyid İsa, İsveç’te yaşayan 26 yaşında bir Müslüman Kardeşler yöneticisiydi.

Kişisel sayfasından alınan fotoğraflarında Fidayeddin, Mısırlı Müslüman Kardeşler yöneticileriyle birlikte görünüyordu. Fakat sonradan BBC’ye röportaj verip kimliğini açığa çıkardığında Fidayeddin, kişisel internet sitesindeki bu fotoğrafları da kaldırdı. Facebook grubunun sayfasında ateş püskürdüğü videosunda da sakallarını kısaltmış, daha “sıradan” bir görüntü vermeye çalışmıştı.

5 Şubat’ta Barada TV’ye verdiği röportajda çok ılımlı ve orta yolcu bir konuşma yaparken ağzından “cemaatimiz” sözünü kaçırınca, tüm Arap basını Fidayeddin’in İhvan’la ilişkisini teyit etti. “Cemaatimiz” ifadesi, tüm Arap coğrafyasında Müslüman Kardeşler’in kendilerini ifade ederken kullandıkları terim olarak biliniyor.

Suriye’de Genel Af

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad 31 Mayıs 2011’de genel af ilan etti. Genel af, devlet televizyonundan duyuruldu. Af, yasadışı sayılan Müslüman Kardeşler de dahil olmak üzere tüm siyasi hareketleri kapsadı. Esad daha önce Mart ayında bir af çıkartmış, küçük suçlar işleyen ve 70 yaşının üzerindeki tutuklular serbest bırakılmıştı.

AB’den Suriye Yönetimine Yaptırım

2011 yılı Mayıs ayının başlarında Suriyeli 13 üst düzey yöneticiye vize yasağı getiren ve malvarlıklarını donduran AB; Almanya, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’ın karşı çıkmasıyla Beşşar Esad’ı listeye dahil etmemişti. AB dışişleri bakanları, 22 Mayıs 2011’de Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ve 9 yardımcısına yaptırım uygulama kararı aldı.

İlk “Esad Gitmeli” Çağrıları

ABD yönetimi, Ortadoğu’da yaşanan ayaklanmalar ve iktidar değişikliklerinden sonra 19 Mayıs 2011’de ilk kapsamlı değerlendirmesini yaptı. Dışişleri Bakanlığı’nda konuşan ABD Başkanı Barack Obama, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da reformlar ve demokrasiye doğru geçişi desteklemenin ABD’nin birinci önceliği olduğunu iddia etti. Obama, bölgede insanların haklı talepleri sonucunda iki liderin iktidardan çekildiğini ve başka liderlerin de bunları takip edebileceğini söyledi.

Obama, konuşmasında Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın “demokratik geçişe öncülük etmesi veya iktidardan ayrılması gerektiğini” ifade etti. Bölgede son 6 ayda meydana gelen gelişmelerin baskıların ve olayları farklı göstermeye çalışmanın artık işe yaramayacağını gösterdiğini söyleyen Obama, uydu bağlantılı televizyonlar, sosyal paylaşım ağları ve cep telefonları gibi teknolojik aletlerle hem dünyanın gelişmeleri izleyebildiğini hem de gençlerin hiç görülmemiş biçimde organize olduğunu savundu. Obama, yeni bir neslin ortaya çıktığını ve bu neslin sesinin “değişimin inkar edilemeyeceğini” herkese gösterdiğini öne sürdü.

ABD’nin “terörle mücadele, nükleer silahların yayılmasını önleme, serbest ticaret ve bölgenin güvenliğinin teminatı, İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve Arap-İsrail barışının takibi” gibi bölgede bir dizi ana çıkarları takip ettiğini dile getiren Obama, bunları sürdürmeye devam edeceklerini, ABD çıkarlarının insanların umutlarına “düşman” olmadığını, bu umutların kendileri için önemli olduğunu iddia etti. Bölgede “statükocu yaklaşımın” sürdürülebilir olmadığını öne süren ABD Başkanı, bölge kaynaklarını uzun yıllar müttefiklik yaptığı diktatörlerle birlikte sömürdüğü bilindiği halde, ABD’nin bu sorumluluğuna değinmedi.

Bölge halklarının yoksulluğunun nedenlerinden biri olan emperyalist sömürüye rağmen Obama, “Tarihi bir fırsatla karşı karşıyayız. Amerika’nın Tunus’ta bir sokak satıcısının haysiyetine, diktatörün kaba iktidarından daha fazla değer verdiğini gösterme şansına sahibiz. Amerika’nın, halkların kendi geleceğini belirleme ve fırsatlar kullanmaya yönelik hakkının ilerletilmesi yönündeki değişimleri memnuniyetle karşıladığından kimsenin şüphesi olmamalı” şeklinde konuştu.

Şam’da Dev Bayraklı Gösteri

15 Haziran 2011’de Suriye’nin başkenti Şam’da bugün öğleden sonra ‘Suriyeli Gençler’in organize ettiği “En Büyük Suriye Bayrağını Bizimle Taşı” çağrısı ile bir eylem yapıldı.

Suriye tarihinde yapılan en büyük bayrağın taşındığı eylemde, bayrağın uzunluğunun 2300 metreyi ve eninin ise 18 metreyi bulduğu bildirildi. Yüz binlerce Suriyelinin katıldığı eylemde, dev bayrak Şam’ın caddelerinde taşındı.

Birçok sivil toplum kuruluşu ve bu kuruluşların gençlik kollarının organize ettiği eylemi hazırlayanlardan Giyas Tefnikci “Suriye’nin farklı yerlerinden gelen 8 bin genç bayrağı taşıyacak. Ulusal bağlılığı göstermek ve dış müdahaleye karşı olduğumuzu göstermek istiyoruz. 23 milyonluk Suriye halkı, simgesel anlamda genel duygularını ve cumhuriyetimize olan bağlılığımızı dile getirmek için, şimdiye kadar Suriye’de yapılan en uzun bayrağı yaptık” dedi.

SANA haber ajansına konuşan eylemin sözcüsü Rabi Diba ise “Ülkemizin iç işlerine karışılmasına karşı olduğumuzu ve geleceğimizle oynanmasına karşı olduğumuzu göstermek için buradayız. Binlerce Suriyeli farklı yerlerden buraya geldi. Bayrak 1 milyon Suriye lirasına mal oldu. Bu para Suriyeli geçler tarafından karşılandı. Birliğimizi gösteren ve simgeleyen bir an yaşıyoruz. Eylem boyunca bu duygu hakimdi” dedi.

MGK’dan Suriye’de Değişim Mesajı

27 Haziran 2011’de dönemin cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında toplanan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında başta Suriye olmak üzere Arap coğrafyasındaki siyasi hareketliliğin ele alındığı belirtildi. Toplantının ardından yayınlanan bildiride bölgede “siyasi değişim” isteği vurgulandı.

Bildiride, “Bu çerçevede, bölge halklarının meşru talep ve beklentileri doğrultusunda kapsamlı siyasi, sosyal ve ekonomik reformların bir an önce yürürlüğe konulmasına ve anayasal demokrasinin tesisi ile sonuçlanacak gerçek ve bir siyasi değişim sürecinin başlatılmasına atfedilen önem vurgulanmıştır” ifadelerine yer verildi..

Suriye Muhalefeti Silahlanıyor

28 Ağustos 2011’de Suriye’deki muhalif Devrimci Konsey lideri, İngiltere merkezli Şark’ül Evsat gazetesine, “Esad rejiminin artan şiddetine karşı tek çözümün silahlı ayaklanma olduğunu” söyledi.

Suriye Koordinasyon Komiteleri’nin Devrimci Konseyi lideri Muhammed Rahhal, konseyin, “Suriye devrimini silahlandırma kararı aldığını” söyledi.

Rahhal, “Bizler devrimi silahlandırma kararı aldık. Devrim çok yakında şiddete dönecek çünkü bugün karşı karşıya olduğumuz, ancak silahlı bir ayaklanmayla karşısında durulabilecek bir küresel komplo” dedi. Koşulların artık rejimin “suçlarıyla” barışçıl yollardan uğraşma ihtimalini ortadan kaldırdığını savunan Rahhal, “Silah, taş, her türlü şeyi kullanacağız… Halkın devrimi silahlandırma çağrısına uyacağız” dedi.

Rahhal, “Bu canavarın (Suriye yönetiminin) karşısında durmak artık silaha gereksiniyor, özellikle de dünyanın Suriye ayaklanmasını sadece lafta desteklediğinin herkesçe görülmesinden sonra” ifadelerini kullandı.

ll Katliam Cisr Eş-Şuğur

Suriye krizine ilişkin batı medyasının iddialarını yalanlayan ilk büyük olay, Haziran 2011’de Türkiye sınırına yakın Cisr eş-Şuğur kasabasında yapılan katliamdı.

Batı medyasına göre, söz konusu olayda Suriye ordusu “bölünmüş”, bölgede “Sünni halka” ateş etmek istemeyen askerler Esad’a bağlı askerler tarafından katledilmişti.

120 kişinin öldürüldüğü katliamdan sonra, cesetlerin Asi Nehri’ne atıldığını gösteren bir video ortaya çıktı. “Muhalifler” tarafından çekilen video, katliamın ‘muhalif’ silahlı gruplar tarafından yapıldığını ortaya koyuyordu.

Bölgede bulunan muhalif gruplar, Suriye ordusundan ayrılıp Türkiye’ye kaçan ve “Özgür Suriye Ordusu”nu kuran Albay Hüseyin Harmuş’a bağlıydı.

Bunun yanı sıra Suriye istihbaratı, militanların kendi arasındaki telefon görüşmelerini yakalamıştı. Batı ve Türk basınında görülmeyen bu ses kaydında da silahlı gruplar katliamı itiraf ediyorlardı.

‘Muhaliflerin’ silahlanmasıyla bölgesel bir vekalet savaşına dönen kriz süresince ülke nüfusunun neredeyse yarısı yerinden edildi, yaklaşık 5 milyon kişi komşu ülkelere sığındı. Türkiye’de 2.7 milyon, Lübnan’da yaklaşık 1 milyon ve Ürdün’de 650 bin Suriyeli sığınmacı bulunuyor. Yaklaşık bir milyon kişi de Avrupa’ya sığınma talebinde bulundu…Sol

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Bir Kelime Bir Ansiklopedi: Babam Hurşit İlbeyi

Hatırlarsınız, eskiden fotoğraf makinasını bir arkadaşımıza veya hiç tanımadığımız birine uzatır, fotoğrafımızı çekmesini rica eder,

Yemen Halkı Destan Yazıyor

Evet… Tüm imkansızlıklara ve kuşatılmışlığa rağmen Yemen halkı tarihte eşine az görülen bir direniş destanını yazıyor.    Suudi Amerika

Suriye’de Güney Cephesi nasıl çöktü, kuzeyi ne bekliyor?

Suriye ordusu kritik bir dönemeçte Güney Cephesi’nin merkezi Dera vilayetinde kontrol alanını şaşırtıcı boyutlarda genişletti. 19 Haziran’da

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz