Biraz tutarlılık…

Ana Sayfa » Analiz » Biraz tutarlılık…
Paylaş
Tarih : 29 Ocak 2019 - 10:41

Biraz tutarlılık…

I- Giriş

Alparslan Kuytul, Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı soruşturması kapsamında geçtiğimiz yıl tutuklandığında, hakkındaki tutuklama kararı için “adlî değil, siyasî bir karar” demişti (09.02.2018). Bu yıl tahliye olduğunda, tahliye kararı için de aynı şeyleri söyledi ve “adaletin değil, siyasetin gereği bir karar” diyerek hukuku siyasetin vesayetinde gösterdi. (24.01.2019).

Kuytul’un yakınları ve çevresi de bu yönde açıklamalar yaptılar; hiç kimse Kuytul’un değerlendirmesinin doğruluk değerini sorgulamadı, bunları ondan duyduğu gibi doğruladı. Duruşma savcısının tahliye kararına yaptığı itiraz üst mahkeme tarafından kabul edildi ve tahliyesini takip eden ilk günün akşamı Kuytul tekrar gözaltına alındı (25.01.2019), tutuklandı, yine Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’na gönderildi.

II- Kuytul ve çevresinin tutarsızlıkları

1- Kuytul’un tahliyesi (24.01.2019) siyasî bir vesayetle olsaydı bir gün sonra niçin tekrar tutuklansın? (25.01.2019). Bir günde siyasî irade, Kuytul’a yönelik iradesini başka bir iradeyle mi değiştirdi? Bir günde iktidar mı değişti? Bir günde bir irade gitti, yerine başka bir irade mi geldi? (Bu tutarsızlıkları dile getirirken, Türkiye’de adaletin siyasetin emrinde olup olmadığını tartışmıyorum; Kuytul’un tahliyesi adlî miydi, siyasî miydi bunu tartışıyorum). Bu tür yaklaşımlar; hukuku bilmemenin, uygulamaya yabancı olmanın, dini çok fazla politize eden marjinal grupların iliklerine kadar işlemiş devlet ve hükümet aleyhine propaganda yapmayı din zannetme alışkanlığının sonucu… Sonra da sıkıştıklarında, “Biz de bu vatanın çocuklarıyız; polisle, askerle hiçbir sorunumuz yok” gibi niteliksiz söylemlerin arkasına sığınmalarla korunmaya çalışmalar…

2- Bir de şöyle bir komedi var: “Seçimler yaklaşıyor da o yüzden Kuytul tahliye edildi” dendi. Sanki Kuytul’un fevkalâde bir oy potansiyeli var, sanki iktidarın Kuytul’un olmayan oy potansiyeline ihtiyacı var… Kendimizi “bir şey” zannetmesek öleceğimiz korkusuyla yaşıyor gibiyiz. Alemlere rahmet değilsin Kuytul kardeşim, lütfen yere in, biraz da aramızda yaşa.

3- Bir de şöyle bir komedi daha var: Tahliyesi sonrasında Kuytul; Bolu’da güzergâhı üzerinde Gölbaşı’nda, Adana girişinde ve Adana içinde birkaç yerde örtülü gösteriler yapıyor, kendisini karşılayan insanları yine niteliksiz bir muhalefette kullanıyordu. O, insan kullanmanın ne demek olduğunun, böyle yapmakla ne kadar çirkin birşey yaptığının farkında bile olmadan bunu yapıyor olabilir. Ne ki tarz yine aynı tarzdı, üslup yine aynı üsluptu, maalesef… Adana’daki iki gösterisinde polis gösteriye müdahale ediyor, Kuytul gerilimi tırmandırıyor ama aynı Kuytul polisi gerilimi tırmandırmakla, Emniyet’i provokasyon yapmakla suçluyordu. Kendisini, biraz kendisinin gerisinden okuyabilmiş olsa, gerçeğin bunun tersi olduğunu belki görebilecekti ama bu onun için gerçekten çok zordu. Tahliyesi sonrasında her sade vatandaş gibi sessizce evine gidebilirdi, ne yazık ki din ve siyaset soslu şovlar yapıyor, böyle yapmayı seviyor, böyle yapmayı din zannediyor.

4- Bir de şöyle bir komedi daha var: Kuytul, Adana’ya kadar yaptığı gösterlerle yetinmiyor, bu onu kesmiyor; evine gidiyor, evinin balkonundan gösteri yapmayı sürdürüyordu. Tarzına ve edalarına baktığınız zaman, kendinizi zaman tüneline girmiş gibi hissediyor, bir anda kırk yıl geriye gidiyor, İran Devrimi’nde İmam Humeynî’nin Tahran’a geldiği, uçaktan indiği anlar beliriyor gözünüzün önünde ama bu kez karşınızda kötü bir taklit var ve tabi ki aslında her taklit sadece aslına bir övgü. 

5- Bir de şöyle bir komedi daha var: Kuytul evinden balkon konuşması yapmak istiyor. Polis evinin önünü ablukaya almış, siren çalıyor, Kuytul’un sesini bastırmak için; bastırıyorlar da… Kuytul uzun süre kendi konuşuyor ama kendi bile duymuyor. Kahramanımızın peygamberden çaldığı rol de hemen yanında hazır, rolünü beraberinde getirmiş mubarek: “İşte peygamberimize de böyle yapmışlardı. O konuşurken gürültü yapıyorlar, onun da sesini böyle bastırmaya çalışıyorlardı.” edaları…

6- Bir de şöyle bir komedi daha var: Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla Kuytul tahliye oluyor. Duruşma savcısı aynı gün tahliye kararına itiraz ediyor, bundan ne Kuytul’un haberi var ne de kendisini seven ama hiç de işinin ehli olmadığını açıkça gördüğüm vekillerinin; o vekillerden biri de vekil olmak şöyle dursun, yeni mezun bir kardeşimiz ve tam bir mürit tarzı… Üst mahkeme, Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesi Kuytul hakkında tutuklama kararı veriyor (25.01.2019). Aynı günün gecesi Adana Emniyet Müdürlüğü TEM ekipleri Kuytul’un evine onu gözaltına almaya geliyor, hâliyle hakkında tutuklama kararı var. Kuytul’un tecrübe yoksunu ve fazlasıyla hamasetle malul eşi Semra Kuytul hanım hemen bir twit atıyor: “Evi polislere bıraktım. Ben Emniyet’e gidiyorum, onlar istedikleri gibi eve silah koysunlar.” Sahi, gerilimi kim tırmandırıyor, kim kimi kışkırtıyor, bu denli bir komedi niçin?

Daha o kadar çok komedi var ki…

III- Kuytul ve tercihleri

1- İlk makalemde de söylemiştim: Kuytul, kuşkusuz samimi bir insan. O sadece inandıklarını söylüyor. Kendi söylediklerini doğru görüyor, açıkça söylemese de kendisini hakkın yegâne ölçüsü görüyor. Özeleştiri yapmadığı gibi eleştiriye de açık değil. Vaktiyle değil uyarmak için yanına uğramak, sadece ziyaret etmek için bile yanına öyle gidemez, birtakım kötü protokollere takılırdınız. Kendisine “hoca efendi” demeyen kimselerden hiç hazzetmezdi, yüzüne ve gıyabında böyle denmesi yönünde büyük bir özeni vardı; tutukluluğu döneminde infaz koruma memurları cezaevinde kendisini ismiyle çağırıyorlar, “Alparslan” diyorlar diye çok bozuluyor, içerliyordu; cezaevinden yazdığı oldukça duygusal bir mektubunda buna değinisi de vardı. Derdine bakın… Tahliyesi sonrası kendisini ilk gördüğüm yerde “Alparslan, geçmiş olsun” diyeceğim.

2- Kuytul, hiç büyümemiş bir kardeşimiz. Yaşına (54) rağmen benim 15-20’li yaşlarımı yaşıyor… Hamasetini, heveslerini, dinî-siyasî fantezilerini din görüyor, din diye sunuyor, bundan hayır umuyor. Bunu yaparken kendisini “bir şey” sanıyor, oysa hiçbir şey de değil. Dini bilmiyor, bildiğini din biliyor. Alanı olmadığı hâlde siyaset yapıyor, niteliksiz bir muhalefet yapıyor ve muhalefette tutunacağı her aracı kullanıyor. PKK yanlısı, FETÖ yanlısı görülmesi ve gösterilmesi de bu yüzden… Daha kötüsü şu: Sahtekâr değil, gerçekten inanarak böyle yapıyor ama işin içine egosunu çok fazla karıştırıyor, egosu onu ve etkinliklerini kirletiyor. Bu herkesin görebileceği bir şey değil, kendisinin de… Sevenleri bunun hiç farkında değil, söylediğimizde görebilecek kimseler de değiller. Onun samimiyetiyle örtüştürülemeyecek tek şey egosu olur. Mesela o el öptürme ritüelleri ne kadar da çirkin… Keşke bu tür nahoş eğilimlerden arınabilse… Kuytul, öğüt dinleyen, kendisine öğüt verenlere değer veren, onları seven birisi de değil. Büyük sorun…

3- Kuytul çocukça davranıyor; gereksiz, niteliksiz, tutarsız ama buna rağmen ölçüsüz bir muhalefet yapıyordu. Canı hiç yanmamıştı, rahattı. İnatçılığı ve cesareti de vardı. Kendince bu ikisini gerektirecek ve besleyecek dinsel gerekçelere de sahipti. Taşra kırsallarından çok iyi samimi holiganları da vardı, onlar da egosunu besliyordu.

Hırsızın hiç mi suçu yok? Hırsızın suçu çok; hırsızın suçu çok ama Kuytul’un tarzı beni daha çok rahatsız ediyor, yanlış ama samimi kabullerle benimsenmiş din algısı beni endişelendiriyor. Değilse, hırsızı öteden beri hepimiz tanıyoruz.

IV- Soruşturmanın ve adlî uygulamaların tenkidi

1- Furkan Vakfı ve Alparslan Kuytul soruşturmasında; kolluğun ve soruşturma savcısının da işinin ehli olmadığını hissediyorum, uzaktan baktığımızda bile bu çok belli. Kolluğun Kuytul’a kastı da olabilir, zira Kuytul gerekli gereksiz söylemleri, üslubu ve tarzıyla herkesi çok kızdırmıştı. Klasik kolluk tavrı da malum… Kuytul’a tekrar tutuklama talep eden duruşma savcısı için de aynı şeyler söylenebilir. Aşamalarda; kolluğun, soruşturma savcısının, duruşma savcısının tarzını, savcının talebi üzerine evrak üzerinden gelişigüzel ikinci kez tutuklama kararı veren Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını isabetli bulmuyor, hukuka uygun bulmuyor, benimsemiyorum.

2- Bu olay; Kuytul’un dinî ve siyasî işgüzarlıklarına bedel, kendi elleriyle kazandıkları yüzünden, o hiç de yabancısı olmadığımız kolluk ve savcılık işgüzarlığı gibi görünüyor bana. Polisin, soruşturma savcısının, duruşma savcısının işgüzarlığı… Belki tekrar tutuklama kararı veren üst mahkemenin de işgüzarlığı ya da en iyi ihtimalle özensizliği… Ancak bu tür işgüzarlıklar ve özensizlikler ilk değil, tek değil, yeni değil; Kuytul’a özgü de değil, hepimiz benzerlerini yaşadık; bunlar bildik şeyler… Kuytul’un bu yerleşik resmî zafiyetten kendisi için özel bir şeyler vehmetmesi boşuna; bilgisizce, çok yersiz, gereksiz, biraz da şımarıkça.

3- Hukuku bilirim, bence görevli mahkemenin tahliye kararı yerindeydi. Zaten bu dağ fare doğuracak. Belki fare biraz geç doğar, Kuytul biraz daha çile çeker. Çilesi de kuşkusuz kendi tercihlerinin kaderi: Daha önce “Alın beni, alın beni; korkmuyorum sizden, susturamazsınız beni” kahramanlıkları yapan ben değildim. Susturdular işte; bir sene boyunca, haftada sadece bir kez, bir tek ailesiyle telefonla konuşabiliyordu; o da on dakikaydı, o on dakika dolmadan da görüşme otomatik olarak kesiliyordu.

4- Ben, üzerine atılı çirkin suçlarda Kuytul’un suçlu olduğu kanaatinde değilim; onun suçlu olduğuna inanmıyorum, müsnet suçlar yönünden masum olduğuna inanıyorum. Yargılanacaksa da tutuksuz yargılanmadır. Ceza mahkemeleri usulü, Kuytul’un koşullarında bir sanığın mutlaka tutuklu yargılanmasını gerektirmiyor; bu koşullarda tutukluluk ve tahliye mahkemenin inisiyatifindedir.

5- Kuytul ne bir örgüt kurmuştur ne de bir örgütle ilişkisi vardır. Kuytul’un terörle ilgisi olmaz, ona terörist gözüyle bakmak, terörist muamelesi yapmak çok yanlış olur. Kuytul, istese de terörden yana olabileceği koşullarda değil. Emniyet istihbaratının bunu bilmemesi mümkün değil… Kuytul yıllarca onların gözlerinin önünde, onların denetiminde, resmî bir yapı, resmî bir çatı altında faaliyet yapan bir insandı; 5737 sayılı Vakıflar Kanunu kapsamında vakıf faaliyeti yapıyordu; Kuytul’un vakfı yeni de değil, yirmi beş yıldır faal. Kaldı ki Kuytul’un terörle ilişkisi olmadığına ilişkin raporu da farklı emniyet müdürlüklerinin yanı sıra Adana İl Emniyet Müdürlüğü de vermiştir. Bu nasıl bir çelişki?

6- Kuytul ne dolandırıcılık yapmıştır ne de yapar. Bu onun dünyada en son yapacağı iş olmaz. En çok da bu ithama ne kadar içerlediği öylesine belliydi ki tahliyesi sonrasında yaptığı birkaç gösteriden birinde kendisini karşılamaya gelen kalabalığa “Ben para yiyecek bir insan mıyım?” diye sevenlerinin kamuya açık tanıklığına başvurduğu anlarda yutkunamıyordu. Belli ki o kadar zoruna gitmişti, hüznü, ızdırabı çok belirgindi. Tahliyesi sonrasındaki gösterilerinden birinde emniyet mensuplarına “Siz insan tanımıyorsunuz” derken Kuytul birçok yönden haklıydı. Ona dolandırıcılık eylemi isnat eden emniyet mensupları, ilk ve ikinci kez kendisini gözaltına almak için evine operasyon düzenledikleri sırada ev ortamından elde ettikleri görüntülere bir daha baksınlar, kişisel varlığına ve yönettiği azımsanamayacak vakıf varlığına rağmen ne kadar sade bir hayat yaşadığını görsünler, biraz yüzleri kızarsın. Ne evi bir ev konseptine sahiptir, ne de evinde yeni bir eşya vardır;
Kuytul’un evinde, onu gözaltına almaya gelen polis memurlarının bile kendi evlerinde kullanmayacakları kadar eski, modası geçmiş halılar serilidir yerde.

7- Kuytul; tanıdığımız, Adana’da özel yaşantısını, aile hayatını da yakından bildiğimiz bir insan. Üzerine atılı suçlar Kuytul’un gömleğini kirletmez. Ama kolluk ve adliye böyle yapmaya devam ettiği sürece daha pek çok kahramanlar üretir. Nitekim gördük ki Kuytul önceki formundan hiçbir şey kaybetmemiş, daha çok bilenmişti; yakınları ve çevresi de öyle… Resmî makamlar bu psikolojiyi de göz önünde bulundurmalıdır, yalan ve iftiralarla hiçbir yere varılmaz. Ayrıca bu tür yanlış uygulamalar böyle insanlara kendi kitlesinin sevgisini ve ilgisini artırır, başka kitleler açısından alan açar; nitekim yakın bir gelecekte görülecektir ki Kuytul, bunun da semeresini devşirecektir.

8- Kuytul, benim de benimsemediğim değersiz muhalefetine öyle veya böyle kurban gitmiştir, vakfına ve çevresindeki insanlara da yazık etmiştir. Onun bile isteye beklediği, gözlediği bu sonucu iktidarla ilişkilendirmek, açıkça kanıtlanamadığı sürece dile getirilmemesi gereken bir iddiadır. Öyle bile olsa şöyle düşünülmelidir: Kuytul, kendisine yönelik eleştirileri içerecek çok basit bir konuşma yapması için kendi vakfında kime izin verirdi? Devlet niye izin versin, iktidar niçin muhalefetin böylesine, bu denlisine razı olsun?

İnşallah Kuytul yakın zamanda tekrar özgürlüğüne kavuşur; bundan çok çok umutluyum. İnşallah yakın zamanda Kuytul biraz büyür, yeni ergen tavırlarını gözden geçirir ve artık basiretli, tutarlı tercihler yapar; ne ki bundan hiç umutlu değilim.

Bu söylediklerim yeni değil; bunlar dün akşam düşünüp bugün söylediğim şeyler de değil… Geçen yıl Kuytul ilk tutuklandığı zaman da benzer çok şey söylemiştim. 

Furkan Vakfı Soruşturması, 
Alparslan Kuytul ve Etkinliklerinin Tenkidi
Muhammed Fatih Ergün, İstanbul, 12.02.2018
http://www.basirethaber.com/furkan-vakfi-sorusturmasi-alparslan-kuytul

Kuytul’a, fedakâr-cefakâr eşi Semra hanıma, bir yıldır babalarının hasretini çeken sevimli çocuklarına, yakınlarına ve dostlarına tekrar geçmiş olsun. Sabır, sükûnet ve basiret dilerim.

Muhammed Fatih Ergün
İstanbul, 27.01.2019


SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

Meydan Kimlere Kaldı?

Özgür gazeteciler susturulunca: yazılı ve görsel basın iktidardan medet umup, sınırsız yalakalığa başlayınca, yayınlayacak haber sıkıntısı

“Hüseyni Erbain”

Tayder (Toplumsal Araştırma ve Yardımlaşma Derneği)’nin her ay geleneksel olarak yaptığı “Zuhura doğru Erbain yürüyüşü..” konulu aylık

Kemalizm’in Ayak Sesleri

Bu, başka bir tabloyu bize açıkça hissettiren küçük tablo. Bunu okumak kolay. Bir de okumayı istemediğimiz, hiç duymak istemesek de ayak sesleri

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz

Yapılan Yorumlar

İsmet yıldız
29 Ocak 2019 - 13:48

A. Kuytul dini, siyasetin yüzü ve siyaseti de dinin yegane muhaletet alanına çevirmesi en büyük hatası olmuştur. Ortaya koyduğu ve söylediği şeyler usul ve uslüp açısından bir yere oturmuyor. Umarım bu hatadan çabucak döner.
Söylediklerinize da tamamen katılıyorum.

Basiret
29 Ocak 2019 - 20:52

İlginiz için teşekkür ederim İsmet bey.