Bir Kelime Bir Ansiklopedi: Babam Hurşit İlbeyi

Ana Sayfa » Manşet » Bir Kelime Bir Ansiklopedi: Babam Hurşit İlbeyi
Paylaş
Tarih : 09 Temmuz 2018 - 15:50

Hatırlarsınız, eskiden fotoğraf makinasını bir arkadaşımıza veya hiç tanımadığımız birine uzatır, fotoğrafımızı çekmesini rica eder, o anı ölümsüzleştirirdik.

Tarihî yerler ile manzarası güzel sayfiye yerlerinde elinde polaroid kamerasıyla gezen şipşakcılar ise fotoğraf makinası olmayan insanlara hizmet eder, anında bastıkları fotoğrafları karelerin sahiplerine verirdi.

O günler ne güzel günlerdi…

Sevgili babacığım canlandı gözlerimde. Dışarı çıkmadan önce fotoğraf makinasını kontrol eder, eğer yoksa veya bitmişse pil ve film alır, kadrajı ayarlar, en güzel açıları yakalar ve deklanşöre basardı. Ardından film bitince dikkatli bir şekilde yenisini takar, Üsküdar veya Eminönü’ndeki Kodak stüdyosuna gider, filmleri tab ettirir, fotoğrafları bastırırdı.

Kağıda basılan fotoğraflar özenle albüme yerleştirilir, eş dost, hısım akraba ziyaretlerinde vitrin dolabının içindeki yerinden çıkarılır, tüm aile bir albümün başında toplanır ve anıları yad ederdi.

Dijital fotoğraf makinaları ve kameralı cep telefonları yaşamımıza dahil olduktan sonra filmli makinalarda tarih oldu. Fotoğraf stüdyolarının bir kısmı ya kepenklerine kilit vurdu, ya vesikalık fotoğraf ile ekmeklerini kazanmaya devam ettiler yada salon ve dış çekim işlerine giriştiler.

Hatırlıyorum; okulun ilk ve karne günlerinde veya bir sahne gösterisinde ve bir bayram günü toplanan aile üyelerini kadraja sığdırma telaşlarını.

Boynuna fotoğraf makinası asmak ne de güzel bir his olmalıydı öyle değil mi? Benim için öyleydi. Mesire ve gezi alanlarında, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda ve nice güzel, özel günlerde o mutlu anıların unutulmaması için hatıralara saygı gösteren babam elinde fotoğraf makinasıyla şimdi karşımda duruyor.

Genç, yakışıklı, zarif bir beyefendi. Türkmen kültürü ile pişen bir İstanbul beyefendisi. Bu aralar Üsküdar’ın Kâtibim şarkısı, Barış Manço, Neşet Ertaş türküleri dâhi bana babamı hatırlatıyor.

O sadece bir yazar, ressam ve gazeteci değildi. O bir öğretmen, aydın, profesör, tarihçi, stratejistyen, emekçi ve karanlıklarla mücadele eden bir yurtsever, onurlu, erdemli bir devrimci, çocuklarını zorlu yaşam koşullarına ve iki yüzlü insanların ansızın gelen ihanetine karşı hazırlayan ozanların henüz anlatmadığı destanlardaki kahramandı.

Değişen kültürümüzü ve fotoğraf makinalarını yazmak için başladığım satırların her bir harfi, virgülü, noktası bir yol bulup babama çıktı.

Demek ki benim babam bir ilahi nimet ve rahmetmiş ama ben nankör bir körmüşüm. Belki de çocuk olduğum için o zamanlar fark edememiştim. Şimdi yaş otuzu bulmuş ve ben olmuşken bir baba, hiç büyümemek, hep çocuk kalmak isterdim.

Babanın saçlarına hiç ak düşmesin, soğuk kış günlerinde küçük ellerimi avuçları içine alıp nefesiyle ısıtsın, sanki başım göklere değecekmiş gibi hissettiğim babamın omuzlarından hiç inmeyeyim isterdim. Ama nafile. Zaman ne anlar ki özlemden…

Şu karanlık odada, hatıralarım hikayemi bir sinema filmi gibi taşıyor bugüne. Galasında yalnız benim olduğum bu filmin başrol oyuncusu babam ve ben…

Şimdi nereye çevirsem başımı, bakışlarımı hangi nesneye doğru yoğunlaştırsam bir anı canlanıyor içinde babamın olduğu.

Çok şükür hayatta babam. Ama ben ondan uzaklarda, gurbet diyarlardayım.

Şimdi sadece fotoğraf makinaları değil, Üsküdar, Cağaloğlu, Sirkeci, Haydarpaşa, Toros Ekspresi, Şehir Hatları Vapuru, İETT’nin kırmızı Magirus otobüsleri, Mısır Çarşısı ve bayram şekerleri, ufak parçalar hâlinde martılarla paylaşılan simitler, babamın yayımladığı ve benim dağıttığım yerel Kızkulesi Gazetesi, Topkapı Matbaacılar Sitesi, Harem Otogarı, Muhsin Ertuğrul Sahnesi, Doğancılar Parkı, İmrahor, Kızkulesi, Çamlıca, Ayazma, Küçüksu, basıldığı her harfte çıkardığı tak tak sesiyle daktilo bu gece her şey bana babamı hatırlatıyor.

Her yerde babam bana bakıyor, beni izliyor. Başımı kaldırıp o yöne bakıyorum, o sessizce hâlâ bana bakıyor. Konuşmuyor ama ne de çok şey anlatıyor…

Şimdi sonlandırmak istiyorum bu yazıyı ve ivedilikle başımı yastığa koyup uyumak istiyorum.

Kim bilir kaç yaşıma dönerim de babam gelir yanağımı okşar, ben de onun o ellerini öper, kocaman sarılır, babamın ak düşen ipek gibi yumuşacık saçlarını ve evden dışarı çıkmasa da her zaman tıraşlı olan yanaklarından öperim.

Belki de babam da beni öper…

Hurşit İlbeyi Kimdir?

Hurşit İlbeyi ( 1963) Türkistanlı göçmen Türkmen bir aileye mensup olarak 1963 yılında Ceylanpınar’da dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini burada, liseyi Ceyhan’da okudu. Uzun yıllar kitap ve dergi yayıncılığı sektöründe editör ve yayın koordinatörü olarak hizmet verdi.

1990’da başladığı yazı serüvenini birçok yayın organında sürdürdü. Atlas Gösteri’nin 1990 yılında düzenlediği Radyofonik Senaryo Yarışması’nda 1. Mansiyon alan “Sam Amca’nın Kulübesi” adlı senaryosu kaset olarak yayınlandı. 1993 Temmuzunda “Yere Düşen Bulutlar” adlı ilk romanı yayınlandı ve bir yıl sonra Farsça’ya tercüme edildi. Berzah isimli romanından aynı adla uyarladığı senaryosu, Esra Film 1994 Senaryo Yarışması’nda ve “Mavera Yolcusu” adlı romanı, Tuzla Belediyesi 1999 Roman Yarışması’nda mansiyon aldı. Romanları gazete ve radyolarda tefrika edildi.

Dört sinema filmi senaryosu ve iki piyes kaleme aldı. “Çark” adlı piyesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Repertuarına alındı.
1999-2001 yıllarında İtalya-Türkiye hattında sefer yapan Sancak Line feribot yolcula¬rına ve Avrupa’daki Türk seyahat acentelerine yönelik Kaptan-ı Derya dergisini yayınladı.

2002-2007 yılları arasında İstanbul’da aylık Kızkulesi Gazetesi’ni yayınladı.

1989-1994 yılları arasında ülkeyi bir uçtan bir uca dolaşarak, toplumun farklı kesimlerini ve çeşitli dönemlerde gittiği İtalya, Almanya, Hollanda, Belçika, Suudi Arabistan ve İran’da Doğu ve Batı mantalitesini yakından gözlemledi.

Yerelden evrensele açılan “Toplumsal Gerçekçilik” duyarlılığıyla yazdığı romanlarıyla; Akdeniz, Ortadoğu ve Ortaasya kültürüyle beslenen yeni Türk edebiyatının, dünya toplumlarını kuşatan güçlü bir konuma yükselmesini hedefliyor.

İlbeyi ayrıca bir çok resim sergisinde kendisinin yaptığı yağlı boya resimlerini sergiledi.

Beş çocuk babası olan yazar, sinema senaryosu ve roman ve resim çalışmalarını sürdürüyor.

Yayınlanmış romanları:
Umut Emekle Büyür, Timaş Yayınları, 2. Baskı 1997
(İlk baskı Yere Düşen Bulutlar adıyla, İlke yayınları, 1993.)
Berzah, Timaş Yayınları, 1995
Irmaklar Denize Akar, Timaş Yayınları, 1995
Yitik Ülkenin İnsanları, Timaş Yayınları, 1996
Mavera Yolcusu, İlke yayınları, 2006

Senaryoları:
Berzah, 1994
Cevher, 1996
Diyar, 1998
Yitik Ülkenin İnsanları, 2007
Atlasın Ruhu: Piri Reis, 2008

Piyesleri:
Sam Amca’nın Kulübesi, Radyofonik Bant Tiyatrosu, 1990
Mülkiyet, 2001
Çark, 2006

Etiketler : , ,

SPONSOR REKLAMLAR

BENZER HABERLER

BİZ HİÇ BİZ OLAMADIK!

Onları beslemek, ceplerini ve göbeklerini daha da çok şişirmek için çalışıyor ve tüketiyoruz. Küresel kapitalist sermayenin elinde bir oyuncak

Yemen Halkı Destan Yazıyor

Evet… Tüm imkansızlıklara ve kuşatılmışlığa rağmen Yemen halkı tarihte eşine az görülen bir direniş destanını yazıyor.    Suudi Amerika

Suriye’de Güney Cephesi nasıl çöktü, kuzeyi ne bekliyor?

Suriye ordusu kritik bir dönemeçte Güney Cephesi’nin merkezi Dera vilayetinde kontrol alanını şaşırtıcı boyutlarda genişletti. 19 Haziran’da

Yorum Yap

İsminiz
E-Posta Adresiniz
Yorumunuz